gezgin oldum iyice...
gecen haftaki istanbul gezisinin uzerine bu hafta bursa ve izmit dolaylarinda takildim...
once ailenin yasca buyukleri daha sonra ise gencleri ile birlikte idim...
bu geziden ogrenilenler:
gullac guzel bi tatli
tirtil gullaci iyi yapiyo
izmit cok kucuk bi sehir
bi tane nargileci var guzel bi yer...
butun yollar carrefour civarindan geciyo
efeturun 100 mt de bir yazihanesi var
oyle yaniiii
Salı, Ekim 25, 2005
Salı, Ekim 11, 2005
eksi sozlukten: yeni baslayanlar icin yalniz yasama kursu basligindan...
bavulları hep toplu durmalı insanın... bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı... tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli... ihanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı... yalnızlığa alışmalı... çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti. dayanışma, günümüzün borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık... bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı. terörün bile bireyselleştiği çağdayız. zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır... işte o yüzden alışmalı yalnızlığa... sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı... romanlardan, yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına... “yalnızlık paylaşılmaz/paylaşılsa yalnızlık olmaz” dizeleriyle başlamalı güne... telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kimse yok! ” denmeli, “belkide hiç olmayacak...” cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı... oysa sessizlik haksızlığa alkıştır. haklılığın onuru yaşatır insanı... susmanın utancı öldürür... o yüzden en sessiz gecelerde “doğruydu, yaptım” la teselli bulmalı insan. feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı... gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı... hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacak kadar gözüpek olabilmeli... sessizliği, sese dönüştürebilmeli... ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan... yollarla barışmalı... yalnızlığa alışmalı...
Düzeltme: öğrendim ki bu yazı aslen Can Dündar'a aitmiş. Bilginize.. wishara.. 06.07.2006
Düzeltme: öğrendim ki bu yazı aslen Can Dündar'a aitmiş. Bilginize.. wishara.. 06.07.2006
Pazartesi, Ekim 10, 2005
cerrahapaşa... ya da uludag tıp... ne fark eder giden gittikten sonra...
ah gurbet zalim gurbet
ağlatırsın adami
gözümde yaş kalmadi
bıraksana yakami
vay seni cerrahpaşa
içmem suyundan içmem
bir dahaki seneye
yolcu da gelup geçmem
yaş akar gözüm sızlar
ne kalur gerisine
herkesun bir derdi var
durur içerisine
inandık doktorlara
öyle böyle dediler
ayrılık defterini
elimize verdiler
doktorlar da ne bilur
ciğerun acisini
cerrahpaşa'ya koydum
canumun yarisini
yaş akar gözüm sızlar
ne kalur gerisine
herkesun bir derdi var
durur içerisine
ağlatırsın adami
gözümde yaş kalmadi
bıraksana yakami
vay seni cerrahpaşa
içmem suyundan içmem
bir dahaki seneye
yolcu da gelup geçmem
yaş akar gözüm sızlar
ne kalur gerisine
herkesun bir derdi var
durur içerisine
inandık doktorlara
öyle böyle dediler
ayrılık defterini
elimize verdiler
doktorlar da ne bilur
ciğerun acisini
cerrahpaşa'ya koydum
canumun yarisini
yaş akar gözüm sızlar
ne kalur gerisine
herkesun bir derdi var
durur içerisine
cumartesi
güzel bi akşam oldu cumartesi akşamı.. cenk evlendi.. :D pek çok güzel şey vardı o gece... en güzellerinden bir tanesi tabi ki cenkin evleniyor olmasi idi :D bir digeri ise, "efsane" yagmur oncesini yeniden bir arada sahnede görmek oldu... :D cok ozlemisim cok :D keske diyorum tekrar...
Cuma, Ekim 07, 2005
3 günün öğrettikleri....
çarşamba 14:00
kısa bir işlem için ZİRAAT BANKASI 100. Yıl Şubesine gittim.. ( Gerçi söz konusu ziraat bankası olunca... hangi şube olduğ pek fark etiyor ama... neyse...) sıra numaramı aldım... baktım ki bana kadar sırada 110 kişi vardı.. 15:00 da okulda olmam gerekiyordu... e biraz geç kalırım ama olsun diyerek beklemeye başladım.. yaklaşık 1.5 saat sonra, sıra bana 20 kişi kadar kaldığında "sistem çöktü"!! beklediğime mi yanayım okuldaki toplantıyı kaçırdığıma mı derken... bu belirsizlikten belli olmaz ben en iyisi okula gideyim toplantıya geç de olsa gireyim dedim.. 16:00 civarı okula varıp toplantı salonuna girmek istediğimde ( turgut özakman söyleşisi) bir de öğrendim ki kalabalık nedeniyle salona artık kimse alınmıyormuş! Haydaaa, taksiye atlayıp geldiğine mi yanarsın, bankada 1.5 saat beklediğin halde yarım kalan işine mi yanarsın... E dedim bari ben tekrar bankaya döneyim.. Sistem ancak hallolmuştur. Bir taksiye daha atlayıp ( acele edicem ya) doğru yüzüncü yıla bankaya gittim. Ne göreyim, 1.5 saatte 100 kisi gidemeyen sıra, 25 dk içinde 150 kişi ilerlemiş. Küfrede küfrede çıktım bankadan....
perşembe: 11:00
Arçelik Call Center dan aradılar, bir önceki gece internetten servis kaydı yaptırmıştım. Onunla ilgili olarak aradılar ve dediler ki az sonra sizi servisten arayacaklar. Ok, yarım saat sonra servisten aradılar ve dediler ki bugun 15:00 da sonra gelecek servis. Ok dedim evdeyim. Evdeyim ama akşam 20:30 da okulda arkadaşlarla buluşmak üzere sözleşmişiz... Nasıl olsa o saate kadar gelirler diye düşündüm... ohoooy... uzun lafin kısası servis eve geldiğinde saat 21:00 di...
Cuma 11:oo
bir onceki gun BOSCH tan da servis yazdırmıştım.. 13:00 ile 15:00 arası gelir demişlerdi. 11:00 de çıkıp geldiler... Bekletilmekten o kadar daralmıştım ki uykumdan uyandırılmayı hiç dert etmedim. Şimdi saat 17:42.. ben kargo bekliyorum.. o gelince teyzeme gidicem koşarak.. iftara yetişmek için... 6 ya kadar gelecek dediler... bakalım.. bekliyoruz...
boyle işte üç günün beklemeleri... aaaayyyyyy
kısa bir işlem için ZİRAAT BANKASI 100. Yıl Şubesine gittim.. ( Gerçi söz konusu ziraat bankası olunca... hangi şube olduğ pek fark etiyor ama... neyse...) sıra numaramı aldım... baktım ki bana kadar sırada 110 kişi vardı.. 15:00 da okulda olmam gerekiyordu... e biraz geç kalırım ama olsun diyerek beklemeye başladım.. yaklaşık 1.5 saat sonra, sıra bana 20 kişi kadar kaldığında "sistem çöktü"!! beklediğime mi yanayım okuldaki toplantıyı kaçırdığıma mı derken... bu belirsizlikten belli olmaz ben en iyisi okula gideyim toplantıya geç de olsa gireyim dedim.. 16:00 civarı okula varıp toplantı salonuna girmek istediğimde ( turgut özakman söyleşisi) bir de öğrendim ki kalabalık nedeniyle salona artık kimse alınmıyormuş! Haydaaa, taksiye atlayıp geldiğine mi yanarsın, bankada 1.5 saat beklediğin halde yarım kalan işine mi yanarsın... E dedim bari ben tekrar bankaya döneyim.. Sistem ancak hallolmuştur. Bir taksiye daha atlayıp ( acele edicem ya) doğru yüzüncü yıla bankaya gittim. Ne göreyim, 1.5 saatte 100 kisi gidemeyen sıra, 25 dk içinde 150 kişi ilerlemiş. Küfrede küfrede çıktım bankadan....
perşembe: 11:00
Arçelik Call Center dan aradılar, bir önceki gece internetten servis kaydı yaptırmıştım. Onunla ilgili olarak aradılar ve dediler ki az sonra sizi servisten arayacaklar. Ok, yarım saat sonra servisten aradılar ve dediler ki bugun 15:00 da sonra gelecek servis. Ok dedim evdeyim. Evdeyim ama akşam 20:30 da okulda arkadaşlarla buluşmak üzere sözleşmişiz... Nasıl olsa o saate kadar gelirler diye düşündüm... ohoooy... uzun lafin kısası servis eve geldiğinde saat 21:00 di...
Cuma 11:oo
bir onceki gun BOSCH tan da servis yazdırmıştım.. 13:00 ile 15:00 arası gelir demişlerdi. 11:00 de çıkıp geldiler... Bekletilmekten o kadar daralmıştım ki uykumdan uyandırılmayı hiç dert etmedim. Şimdi saat 17:42.. ben kargo bekliyorum.. o gelince teyzeme gidicem koşarak.. iftara yetişmek için... 6 ya kadar gelecek dediler... bakalım.. bekliyoruz...
boyle işte üç günün beklemeleri... aaaayyyyyy
Çarşamba, Ekim 05, 2005
toy duygular....
o gunleri ne cok ozluyorum... hani hic birseyin hesapsiz kitapsiz yasandigi.. en icten seni seviyorumlarin soylendigi... hic bir seyin planlanmadigi hesaplanmadigi o gunleri... bazen iki satir yillik yazisina sıkıstırılan bazen saatlerce konusularak anlatilan o naif duyguların aslında ne kadar da kıymetli ne kadar da essiz oldugunu ancak simdi anlıyorum... sevdigini bile soyleyemedikten sonra... onu bile bir hesaplarin ardina gizledikten sonra ne manasi var ki sevmenin..
Salı, Ekim 04, 2005
yok...
ne berbat gunler bunlar... ne sıkıcı ne daraltıcı zamanlar... is yok okul yok arkadas yok sevgili yok aile yok.... hic birsey yok... koskoca bir bosluk... kocaman... aslında yapmak istersen yapacak is var... aranır ve bulunur... ama istek yok... heves yok... heyecan yok... yok iste...
bilmiyorum ki ne zaman ve ne sekilde toparlanacak...
en iyisi tum zamanı aklı fikri teze yatırmak... belki de en faydalısı boylesi... bilemiyorum ki... ugrasmam lazim... kendimi toparlamam lazim... silkinmem lazım...
bakalim... gorucez...
bilmiyorum ki ne zaman ve ne sekilde toparlanacak...
en iyisi tum zamanı aklı fikri teze yatırmak... belki de en faydalısı boylesi... bilemiyorum ki... ugrasmam lazim... kendimi toparlamam lazim... silkinmem lazım...
bakalim... gorucez...
bir baska blogtan calinti :)
Böyle bir düğme olsa.
İhtiyaç halinde bassak, nefessiz kaldığımızda.
Duruverse herşey.
Hiç hareket olmasa.
Sakin ve derin bir nefes alsak.
Etrafımızdaki güzellikleri bir hatırlasak. Geçmiştekileri, gelecektekileri...
Şöyle bir kendimize gelsek.
Sonra hazır hissedince tekrar, dokunsak düğmeye.
Ve hiç kaybımız olmadan devam edip gitse yaşam.
Olmaz mı?
Olmuyor.
Olacak...
İhtiyaç halinde bassak, nefessiz kaldığımızda.
Duruverse herşey.
Hiç hareket olmasa.
Sakin ve derin bir nefes alsak.
Etrafımızdaki güzellikleri bir hatırlasak. Geçmiştekileri, gelecektekileri...
Şöyle bir kendimize gelsek.
Sonra hazır hissedince tekrar, dokunsak düğmeye.
Ve hiç kaybımız olmadan devam edip gitse yaşam.
Olmaz mı?
Olmuyor.
Olacak...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)